müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Şubat 2012 Cuma

Hayata, müziğe ve kitaplara teşekkür yazısı



Deniz'le Arda olmasa, bir de Yapıncak ve  Music Together olmasa tanışamayacaktık.

Bıraktığımız işlerimiz olmasa, hayallerimizin farkına bile varamayacaktık.

Bize inanan eşlerimiz olmasa, bu hayalleri gerçeğe dönüştürmeye cesaret edemeyecektik.

Birbirimize güvenmesek, onca engel karşısında yılacak, adımızı "çocuk kitapçısı açmaya karar vermiş iki deli kadın"a çıkaramayacaktık.

Karma, şans, kader, kısmetimiz olmasa, şu anda bu yazıyı yazdığım "tükkan"da olamayacaktık.

Çok şanslıyız.
Çok heyecanlıyız.
Zeynep de yazmış, çok işimiz var. Ama bu inançla üstesinden geleceğiz.

Bu ülkenin çocuklarının okuması, yazması, güzel oyunlar oynaması, güzel beceriler kazanması," iyi insanlar" olması için tüm çabamızla çalışacağız.

Haydi!

1anda

19 Ocak 2012 Perşembe

Eve sığmıyoruz!

O gün gelecek mi canım diyordum...geldi.

Yok yok, eşyamız çok olduğundan değil - o kısmı çok şükür ofisi az buçuk depo alanı olarak kullanarak hallediyoruz.

Ama Denizadam eve sığmıyor artık.

Zekiyem'le maksimum aktivite yapıyorlar; geçen gün kadıncağıza sipariş vermiş, evden şort getirtmiş, giymişler karşılıklı şortlarını tenis, basket, futbol oynamışlar!

Evde gitar ve baterisi var ya, ha bire Bon Jovi oluyor (bazen JBJ, bazen Tico, bazen Richie...)! Music Together cd'lerinin biri bitiyor öbürü başlıyor. Dangur dungur dans ediyorlar Zekiyem'le. Arada bir de kendisine hediye gelen başka cd'leri çalıyor. Dangur dungur dans sabit:).

Her akşam başka bir elişi faaliyetiyle karşılıyor bizi. Dün kol saati yapmıştı her birimize mesela. Bir önceki gün oyun hamuruyla kendini (tabii ki mavi crocs'larıyla!) yoğurmuştu! Anaokulundan hallice bir sergi masası var salonda. Bazen akşamı bekleyemiyor, ofisin kapısını çalıp getiriveriyor aşağıya eserlerini.

Şu aralar her gün kendisine kitap aldığımızdan (e artık bir de sipariş veriyor beyfendi), günde mutlaka 45 dk'lık bir okuma aktivitesi oluyor (bazen 45 dk kısmen kesintisiz, bazen ikiye ya da üçe bölünerek). Onlarda oturuyor bari...bir de elişi faaliyetinde, bir de legolarla oynarken. Ama onun dışında pek durup oturduğu yok (şimdi böyle yazınca aslında epey de oturarak oyalanıyormuş diye düşündüm yahu! Çocuğa haksızlık etmeyeyim yani...)

Yaşı gereği sürekli soru soruyor, sürekli birşeyler merak ediyor, öğrenmeye çalışıyor, zorluyor, itiraz ediyor, ikna olmuyor, ikna oluyor, ikna ediyor...

Arkadaşlarını özlüyor. Onlarla olmak istiyor. Bazen onlara kızıyor, bazen hayal kırıklığına uğruyor. Hayal kırıklığına uğrayınca bazen ağlıyor. Sonra kendi kendini telkin ediyor. Bizden ipuçları istiyor ilişiklerini nasıl yöneteceğine dair. Soruyor...soruyor...soruyor.

Espriler yapıp duruyor. Geçen gün koparttı bizi - babasına ciddi birşey söylemeye çalışıyor ,ama iyice cıvımış kahkahasını engellemeye çalışıyor...gülmemeye çalıştıkça istemsiz gülüyor:)))). Koca adam gibi.

Haftasonları sürekli dışarda olduğumuzdan daha rahat, ama hafta içi daha çok evde - dışarıya inatla bizimle çıkmak istiyor. Evde oynadığı oyunlar ise daha çok dışarıya uygun aktiviteler:). Böyle bir ikilem içinde kendisi. Ama bir şekilde bakkala filan gitmek için dışarı çıkmaya da bayılıyor Zekiyem'le. İlla bir amaç olacak yani, prensipli çocuk:).

Bu sabah uyandığında aramızda şöyle bir diyalog geçti:

D: Ben sabahları Zekiyem'e neden "seni sevmiyorum" diyorum, biliyor musun anne?
B: Neden Deniz'cim?
D: E çünkü o geliyor, sonra siz gidiyorsunuz hemen o yüzden. Ama sonra ben siz gidince Zekiyem'e diyorum "sen mutlu ol, ben seni seviyorum" diye.
B: E peki ne yapmalı sence Deniz'cim?
D: Siz işe gidin, ben de okula gideyim. Zekiyem de evde yanlız kalsın beni beklesin.
B: !!!!!

Uzun lafın kısası, artık eve sığmıyor(uz).
Okul çanları bizim için çalıyor. Kabul ediyorum...:)

1anda

Tico olduğu anlardan birinde:)

10 Ekim 2011 Pazartesi

Vallahi zorlama yok!

Ama bu çocuk müziği bir de sporu çok seviyor. Bir de birşeyler inşa etmeyi.

Müzik sevgisinde Music Together 'ın çok etkisi var, kabul ediyorum. Yani orada azıcık biz yönlendirici olduk. Ama ilgilenmese ilgilenmezdi. Şu anda geldiğimiz noktayı ben bile hayal etmiyordum, ama devam eder mi, orası Deniz'e kalmış.

Spor ise bambaşka bir hadise. Evet, her erkek çocuk gibi genlerinde top oynama sevdasıyla doğdu...söylediği ilk kelime o zamanlar kendi dilinde "top" anlamına gelen "apa" oldu. Ama herşey televizyonda spor kanallarını keşfetmesiyle başladı. Baby TV'ydi, Babyfirst'tü, Disney'di, hep ikinci, üçüncü hatta beşinci sırada kaldı  - hatta şu anda hiç yeri yok dünyasında. Varsa yoksa Eurosport! Tenis, basket, futbol, bilardo, bowling, kayak, binicilik, kayalardan sulara atlama, yüzme, çim kayağı, golf, pinpon, atletizm, bisiklet...aklınıza gelebilecek her türlü spor dalını zevkle seyrediyor, soru soruyor, anlamaya çalışıyor...ve tabii sonra da evde uygulamaya geçiyor! Tenis-basket-futbol - hadi birkaç dalı daha evde uygulamada sorunumuz yok da, ekstrem sporlarda biraz zorlanıyoruz haliyle:).



Bu konuda uzman bir kişi olan kuzen Murat Can 'la konuştuğumda işe yüzmeyle başlamanın, vücudun altyapısı açısından, en doğrusu olacağını söylemişti. Bunun için de 3 yaşını bekliyoruz, seneye doğru düzgün bir havuz arayışına geçeceğiz. O da ayrı bir mesele tabii, deniz suyu olan havuzlar tercih sebebimiz olacak. Gönül ister ki aile geçmişimiz de olan Galatasaray Kulübü'nde başlasın, ama araştırma yapmak da şart. Yüzmeyle belli bir disiplin edindikten sonra - yine kendi isterse - başka bir dala devam edebilir. Etmezse de canı sağolsun, ergenliğinde iyi yüzüp kızlara hava atar!:)))


En belirgin üçüncü ilgi alanı ise biraz babayı model almasından kaynaklı olarak "inşaat" işleri. Üstüste ya da yanyana konulabilecek ne geçerse eline kabulü. Oyun hamurlarıyla oynamaya çok geç başladı mesela...sebebi ise oyun hamurlarının kutularını inşaat için çok daha eğlenceli bulması! İçine geçemedi bir türlü yani:). Bu konuda da bizim imdadımıza yetişen KAPLA oldu. Tamamen özgür bir şekilde herşeyi yaratabiliyor Deniz onlarla. Geçen gün ilk Kapla'larını aldığımız İyi Cüceler'e gittiğimizde Deniz'e sormuşlar, "neler yapıyorsun bunlarla" diye. O da cevap vermiş: "Hara". Tabii görevli abla bir süre anlayamamış ne yaptığını, sonra anlamış ki bu çocuk aynı zamanda at delisi, ve atların da bir evi olması lazım, e atların evinin adı da hara!


İşte böyle Caro Diario, bizim küçük arkadaşımızın ilgi alanları 3 yaşa 3 ay kala bunlar. Proje çocuk yaratmak gibi bir derdimiz hiç olmadı - hatta mümkünse kimsenin olmasın - ama birşeye yönlendiğinde de onu yanıtsız bırakmamaya çalışıyoruz. Bu şekilde o mutlu biz mutlu, takılıp gidiyoruz.



Öperim,

1anda

26 Haziran 2011 Pazar

Mekanlar, insanlar, olaylar...1

Caro Diario,
son 1 aydır o kadar değişik yerler gördük, o kadar çok yeni insanla birlikte olduk ki, Deniz kadar biz de biraz sarhoşuz.

Hayatımız hep rutinmiş gibi görünmekle birlikte aslında yeniliklerle doludur bizim. Bazen çılgınca ve çok yorucu gelse de, haftasonlarımız hep farklı yerlerde, zaten sevdiğimiz ve bizi sevenlerle ya da yepyeni dostlarla geçer. Aslında her rutinin de kendi içinde mutlaka bir yeniliğe olduğuna inanırız, her eskiyi yeniymiş gibi karşılarız. Sanırım bu şekilde dünya daha yaşanılır, hayat daha keyif alınır oluyor.

Geçtiğimiz bir aya gelince, onca yerin arasında bir mekan Deniz'in de bizim de kendimizi bambaşka hissetmemize yol açtı.

Annemin kuzeni Ufuk abla ay başında arayıp da Vaniköy'deki Yalıya davetli olduğumuzu söylediği an zaten büyük bir merak kaplamıştı içimizi. Seçimlerden bir gün önceki Cumartesi akşamüstü, Deniz bey uzuuun uykusundan uyanınca atladık arabaya, çıktık yola. Bizi neyin beklediğini bilmiyorduk, ailede birilerinin bir yalıda yaşıyor olması fikri yeterince eğlenceliydi zaten! Yalıda oturan akrabalarımızın son derece tevazu sahibi olduğunu biliyorduk, dolayısıyla bir abartı olmayacağı kesindi. Ama dedim ya, ne bekleyeceğimizi de bilmiyorduk.
Tarife uyarak yeşil garaj kapısının önüne gelip arabayı parkettik. Garaj kapısını açtığımızda bizi sadece ufak bir park yeri karşıladı. Bilinmezlik sürüyordu. Hafifçe sağa kıvrıldık, ve eski bir aile büyüğü için düzenlenmiş olduğunu öğrendiğimiz oldukça düzgün bir rampayla karşılaştık. Herşey o an başladı. Döne döne inen, etrafı ağaçlarla çevrili rampadan kendimizi aşağıya bıraktık ve o büyülü ortama girmiş olduk. Set set 2 büyük bahçe - birisinde son derece sade bir yüzme havuzu - her tarafta meyve ağaçları, çiçekler, ve en sonda 140 yıllık yalı. Eski, boyaları dökülmüş, hafif öne eğilmiş, ama hala müthiş. Yalının hemen önü deniz, yani önde ayrı bir bahçesi yok, dolayısıyla aslında yalı denizin dibinde değil, üstünde! Herşey son derece sade, doğal, huzurlu...Bahçede bir trambolin, tam da bizim yeni zıplama delisine uygun! Yalının sakinlerinden Hüsam dayı mangalı hazırlamaya başlamış bile. Ellen (yenge), birinci kattaki odasında - oda tabandan tavana kitaplarla dolu - hafif demleniyor. Deniz hemen Ellen'a kemanının nerede olduğunu soruyor, cevap tam bizlik; "uyuyor". "Uyanınca çalar mısın?" geliyor hemen, küçük bir söz alıveriyoruz sanatçımızı çok da yormak istemeden.
Sonra yukarı çıkıyoruz, bütün aile (bizim dilimizde Kuzenalle) orada. Büyükler kaptan köşkü şeklindeki balkonda, ortada bir çay sofrası var ama çay yok, rakı bol:). İşte bizim aile diyorum... O sırada kuzenlerden birinin eşi geliyor, "haydi" diyor "çocuklarla bahçede sümüklüböcek bulmaya çıkıyoruz". Sabah yağmur yağmış, salyangozlar kafalarını çıkartmışlar topraktan ve evlerinden. Bizimki bana bakmıyor bile, tutuyor ablanın elinden, öbür kuzen çocuklarıyla koşuyor aşağıya.

Derken, akşam yemeği vakti geliyor. Ailecek elimizde tabaklar, bardaklar, yemekler iniyoruz merdivenlerden. Sofra kurulana kadar Deniz Ege abisi ve Sahra ablasıyla deli gibi koşturuyor bahçede. Neşe içinde, kuş sesleri, şap şap denizden dalga sesleri, güzel müzikler dinleyerek yemekleri yiyoruz. Bizimkinin bir ara bahçedeki kocaman çam ağacını büyütmesi (!) gerekiyor, olaysız bir şekilde onu da hallediyoruz:). Bu arada o akşam beklenen yağmur yağmıyor, hava bize harika bir akşam yaşatmak için tüm imkanları sunuyor.

Bundan sonrası ise tam bir masal. Çocukluğumdan beri ilk kez gördüğüm ve o akşam fotoğraflayamadığıma çok yandığım sayısız ateş böceğinin ışığı, Ellen'ın söz verdiği gibi uyanan kemanıyla bize sunduğu mini dinleti, Nurçin'in sesinden Karlı Kayın Ormanı, ve ailecek, tadı damağımızda kalan birkaç saat. Kimse hiçbirşeye kızmıyor, sinirlenmiyor. Ayrılma vakti geldiğinde biraz buruk, ama çokça müteşekkir, Deniz'in "yine geliriz" temennisiyle veda ediyoruz.

Bize evini açan Süleymangil'lere sonsuz teşekkürler. Ufuk abla iyiki doğmuş. Tüm ailemiz, iyiki varsınız. Ve İstanbul, nolur hiç bozulma!

1anda








6 Ocak 2011 Perşembe

Music Together'a bir ikiii!

Evde Music Together
Caro Diario,
beni bilirsin, sesim çok kötüdür. Kulağım fena değildir, onca yıl piyano çaldım bir de üstüne İtalyan Kız Orta'da di Stefano'nun eğitiminden geçtim, ama ses konusunda gerçekten fukarayımdır. Ammmaaaa, dans dedin mi orada duracaksın! İlk sahneye çıkışım 1,5 yaşında gerçekleşmiştir mesela:) Teyzem ve halam büyük bir cesaretle beni alıp Moda'da (şimdi Moda Teras olan) Bomonti'ye götürdüğünde - el kadar çocuğun gazino köşelerinde ne işi varmış demeyin, Akşam Kız Sanat tabir ettiğimiz okulun defilesi varmış, ona gitmişiz - atmışım kendimi sahneye! İlk danslı performansım Şenay'ın "işte buldum şurda yok yok burda nerde" isimli güzide şarkısı eşliğinde olmuş. O gün bugündür şarkı söylemeye cesaret edemesem de dans konusunda hep pek bir istekli oldum...pek de fena değilimdir bu konuda.

Deniz doğduktan sonra "anne sesi her halukarda kendisine güzel gelir" düsturundan yola çıkarak hep şarkı söyledim kendisine. Gaz sancılarını hoppidi hoppidi zıplayarak atlattık, rock'ı pek sevdiğini keşfettik (babası kılıklı!), ama özellikle de annesi tarafından uydurulmuş şarkı sözlerine tepkileri hep üst seviyede oldu. Yine ortaokuldan kalma İtalyanca çocuk şarkıları, eski Türk pop şarkılarının üstüne yazılmış anne güfteleri (Deniz'le 1 dakikaaaa..mutlandırıyor beniiii), Ezginin Günlüğü, Zülfü, ve bunun gibi türlü numaralarla Deniz müziğin içine doğmuş oldu. ("Peki ya klasik müzik?" diyenleri duyar gibiyim, o zaten olmazsa olmazımız, sırf Deniz için dinlemedik yani.)

Deniz 17 aylıkken ise Music Together 'ı ve Yapıncak'ı (Yapancat) keşfettik. Ve dünyamız değişti. Bağımlısı olduk.

Artık ailecek müzik yapmanın, dans etmenin, en kötü sesimize rağmen şarkı söyleyebilmenin tadı hep damağımızda. Bunun ötesinde, arkadaşlıklar kurmak, arkadaşları özlemek gibi yeni duygularla tanıştı Deniz. Music Together grubumuz ikinci ailemiz oldu. Hepimiz en yalın halimizle, Yapıncak'ın o insanı sarhoş eden enerjisiyle çok çok çok eğleniyoruz. Yok yok, kimse kimsenin müridi değil, ya da suni bir ortam da değil, işin güzelliği doğallığında zaten.

Bu Cumartesi yeni dönemimiz başlıyor. Çok heyecanlıyız. Deniz günlerdir "Yapancat tatilden döndü. Yollo'ya (Hello şarkısı'na ithafen) gidecez, arkadaşları görecez, çot eğlenecez" diyor, yollo hazırlıkları yapıyor. Yeni dönemi, şarkıları iple çekiyoruz.

Haydi bakalım, MT'ye 1-2...müziksiz danssız sözsüz sazsız kimse kalmasııııın....

Öptüm,
1anda