5 Aralık 2014 Cuma

"DÜŞÜNEBİLMEK"

"Düşünüyorum, öyleyse varım" diyen Descartes'a ithaf olsun bu yazı. Lisedeki felsefe dersinde tanıştığım bu düşünürü anneliğimin altıncı yılında anmak da varmış kaderde...

Dün akşam Deniz'in okulunda bir ebeveyn seminerine katıldık. Genelde bu tip toplantılarla ilgili çok büyük beklentim olmamakla birlikte, her zaman da katılırım; ne zaman, nerede, nasıl, kimden, ne öğreneceği belli olmuyor insanın. Nitekim dün akşamki seminer, Yrd. Doç. Dr. Tamer Ergin sayesinde, gerçek bir göz açma/ayılma seansına dönüştü benim için.

Seminerden beni etkileyen birkaç noktayı burada paylaşayım istedim. Bu maddelerin tamamen benim algımla sınırlı olduğunu, söyleyeni bağlamayacağını da belirtmek isterim. Yani bunlar bir anne gözüyle dünkü seminerden algıladıklarım. Bu yazıyı okuyanlardan sözkonusu seminere katılan arkadaşlarım varsa lütfen eklemelerini, kendi algılarını iletsinler.

Sürç-i lisan edersem affola der, esenlikler dilerim:)

1anda

* Hepimiz için aslolan "düşünme becerisi". Akademik başarı ancak düşünme becerisi edinilmişse, onun üstüne inşa ediliyor.

* Bu "edinim" meselesi çok mühim. Aslında tüm yaşamı algılayışımız saklı "edinim" kavramının içinde. Doğduğumuz andan itibaren bilinçüstü ya da altıyla (!) algıladığımız her şey yapılandırıyor "edinim"i.

* Ebeveynler olarak en çok düştüğümüz hata "öğretmencilik oynamak". Oysa bizim ebeveyn olarak rolümüz "edinime katkıda bulunmak" olmalı (özellikle  işin içine okul girdikten sonrası için bu geçerli).

* 2000'lerin çocuklarının (örneğin 4-6 yaş aralığının) belli bir kavramla (örneğin "e" sesiyle) günlük hayatta karşılaşma oranı 30 yıl önceye göre 40 katıymış! Şu anda müthiş bir uyarılmışlık var (ve bu illa kötü anlama gelmiyor). Her halukarda 1900'lü yılların eğitim yaklaşımlarıyla 2000'li yıllarda doğanları eğitmek zorlaşıyor.

* Eğitimsel deneyimlerle yaşamsal deneyimlerin birbirini desteklemesi bekleniyor. Aslında ödev bunun için veriliyor. Öğrenilen bilgi öğrenildiği mekanın ve zamanın dışında yaşandığında pekişiyormuş. Ancak ödevin süresi, öğrenme süresinden çok vakit alıyorsa (örneğin öğretmen 1 saatte öğrettiği bir kavramla ilgili 1-1,5 saat sürecek bir ödev veriyorsa) problem vardır.

* Bir evde bir öğrenci varsa, o evin yaşam düzeni o öğrenciye göre ayarlanmalıdır. Siz içerde kahkahalarla dizi izlerken çocuğun ödev yapmasını beklemeniz ne kadar gerçekçi? Ama bu, "çocuk mutlaka ve sadece herkesten tecrit edilmiş olarak ders çalışsın" anlamına gelmiyor. Çocuğun konsantrasyon seviyesine, evin/ailenin şartlarına göre elbette değişkenlik gösterebiliyor.

* Bizler ebeveyn olarak evdeki sistemin "yöneticisi"yiz, "kontrolcüsü" değil! Bizim görevimiz birtakım davranışların alışkanlığa dönüşmesi için ortam sağlamak (ödevle ilgili çok soru geldiği için burada da ödevlerden bir örnek geldi: nasıl diş fırçalama bir rutin haline geliyorsa, ödev de aynı şekilde rutinleştirilebilir. Neticede hiçbir bebek genetik kodunda "kahrolsun ödevler" yaklaşımıyla doğmuyor:)))).

* Akademik boyutta hedefler dikine değil yatay (kişinin kendi yelpazesini genişletecek şekilde) koyulursa hepimiz çok daha huzurlu yaşarız!

* Belki çok basit bir konu ama, en azından haftada 2 kez "ailecek yemek yemek" bile çocuğun kelime haznesine ciddi katkı sağlıyor.

* Pozitif disiplin kavramı "edinim" kazandırmada da kritik. 5 problemli bir ödevde sadece 1 problemi doğru çözen çocuğa o problemi nasıl çözdüğünü anlattırarak diğerleriyle ilgili farkındalık geliştirmesine de katkıda bulunabiliriz.

* Yine ödev konusunda, "birlikte ödev yapmak" değil, "birlikte araştırmak ve hatta eğlenmek" hedeflenmeli. Çocuk talep etmiyorsa neden yardımcı olalım?:) Önemli olan psikolojik olarak rahat olacağı bir ortam hazırlamak, gerekirse destek olmak.

* Ve son olarak, örneğin İstanbul'da 100'den fazla müze varmış. Ayda bir kez bile çocuğumuzu alıp birisine gitsek...yaratacağı etki hepimiz için paha biçilmez olabilir:))).

2 yorum:

  1. Bu şıktan benden cevap bekliyordun eminim:)))))) Hım var olan 536 'sını bir ara listelesek mi acaba bunlar neler çok merak ettim :))) Taş çatlasa aklıma en fazla gelse gelse 30 35 müze geliyor:)))))) Bunlarada mutlaka yılda bir kez gideriz bazılarına iki kez:) Özellikle Yerebatan ,Topkapı, Ayasofya, Arkeoloji, Büyük Saray Mozaikleri Müzesi, sergi içerikli olaraktan Rahmi Koç Sabancı Müzesi(tüm sergiler birkaç kez ) , İstanbul Modern Ek not :Bu müzelere çok küçükken arkadaşları ile gitmek gezebilecekleri kadar süredeki alanları gezmek gezilere oyunlar katmak öncesi ve sonrası için çocuklara birer ritüel oluşturmak . Mümkünse sonrası için varsa konu ve mekanla özdeşleşecek Çocuk kitapları okumak ... En en en önemlisi gezerken ebevenylerin olaydan Keyif alması eğlenmesi Harika oluyor:))))))))))Nacizane çizittireyim dedim:)))))))Eline sağlık " * Ve son olarak, örneğin İstanbul'da 536 tane müze varmış. Ayda bir kez bile çocuğumuzu alıp birisine gitsek...yaratacağı etki hepimiz için paha biçilmez olabilir:))). "

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O 536'yı ben de bir sorguladım, muhtemelen müze statüsünde ama tam anlamıyla müze olmayanlar da dahil bu rakama. O yüzden "yüzlerce" diye revize ettim Esra:). Uyarı için teşekkürler. Ve müzelerle ilgili gezi önerilerin için.

      Sil