Bugün adaya gittik. Tertemiz hava, mis kokular, kuş cıvıltıları, at tıkırtıları, yemyeşil ağaçlar, çiçekler, kelebekler, deniz...ve sadece biz. Sarhoş oldum.
Bugün herşey için şükrettim. DenizMert, ailem, arkadaşlarım, gerçekleşen hayalim, dostum olan bir iş ortağım, sahip olduğum ve olmadığım herşey için. İçim ısındı.
Bugün bir sürü telefon, mesaj, iyi dilek aldım. Beni düşünenleri düşündüm. Ne kadar zengin olduğumu hatırladım bir kez daha. Oh be dedim.
Bugün 10'lar hanesinde 1 basamak yükseldim. Deniz adamın deyimiyle, "tırt" oldum. Haydi hayırlısı dedim. Sağlık ve huzur diledim...
Kısacası bugünü çok, pek çok beğendim!...
1anda
anne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
3 Mayıs 2012 Perşembe
3 Ocak 2012 Salı
Bir garip aydır Ocak...
Yılbaşı...
Anneannemin ölüm yıldönümü...
Mert adamla tanışma yıldönümümüz...
Annemin ölüm yıldönümü...
Deniz adamın doğumgünü.
Galiba hayatımdaki en önemli ay Ocak.
Daha önce de yazdım, anneannem ben 3,5 yaşındayken - 3 Ocak'ta öldü. Ama benim için yeri bambaşka. Rüyamda çok sık görürüm onu. Birşeyi çok istediğimde önce anneannemle konuşurum şakacıktan, ondan isterim mesela. Öldüğü gün ben oyun oynuyormuşum, kafamı kaldırıp anneme "anneannem öldü galiba" demişim. 5 dakika sonra babam aramış hastaneden. "Geliyorum" demiş. Sesinden anlamış annem annesinin öldüğünü. 1 saat sonra geldiğinde kapıda gördüğü an yere yıkılmış(hatta o anı hatırlıyorum ben). Yıkılış o yıkılış. Zaten başlangıç safhasında olan MS tam anlamıyla yakalamış Sarin'i...tekerlekli sandalyeye mahkum etmiş.
Mert adamla 2 Ocak'ta tanıştım. Onu hep anneannemin bana gönderdiğini düşündüm. Severim böyle absürd düşünceleri. Bir tür güç veriyor bana:).
Annem 18 Ocak'ta öldü. Öncesindeki 1 hafta hastaydı hep. Aslında grip olmuştu ama, onun durumunda çok daha etkili oluyordu işte. Son 1-2 gün herhangi bir tedavi almak istemedi. Vaktinin geldiğini hissetmişti galiba. Ölüm yılı olan 1995'ten beri her 18 Ocak'ın öncesindeki hafta bir garip hissettim kendimi. Genlerime işlemişti işte o dönemin travması. Ama 2009 yılında geçti o his. 14 Ocak'ta Deniz doğdu. Onu da annemin o zamanda gönderdiğine inandım:). Hala teşekkürlerimi sunarım kendisine.
Monet'nin "Gelincik Tarlası" annemin en sevdiği tabloydu. Bir kopyası odasında asılı duruyordu. O öldükten sonra da ben devraldım o tabloyu, halen ofiste. 2001 yılının 18 Ocak'ında, o zamanki GlaxoWellcome'ın Bursa ofisinde mülakattaydım. Telefonum çaldı, o zamanki direktörüm arayıp terfi ettiğimi söyledi. Kafamı kaldırdığımda, toplantı odasının duvarında Gelincik Tarlasıyla karşılaştım. Ne diyeyim, annem orada gibi hissettim:).
Dün facebook'ta "Ne çok Oğlak burcu arkadaşım varmış" yazdım...hakikaten de öyle. Ocak ayında beni çok çeken birşeyler var. O zaman, Ocak'ta doğan, tanışan, evlenen, boşanan ve hatta ölen herkese benden selam olsun.
Bu da böyle bir yazı olsun. Biraz hayat gibi...karmakarışık.
1anda
Anneannemin ölüm yıldönümü...
Mert adamla tanışma yıldönümümüz...
Annemin ölüm yıldönümü...
Deniz adamın doğumgünü.
Galiba hayatımdaki en önemli ay Ocak.
Daha önce de yazdım, anneannem ben 3,5 yaşındayken - 3 Ocak'ta öldü. Ama benim için yeri bambaşka. Rüyamda çok sık görürüm onu. Birşeyi çok istediğimde önce anneannemle konuşurum şakacıktan, ondan isterim mesela. Öldüğü gün ben oyun oynuyormuşum, kafamı kaldırıp anneme "anneannem öldü galiba" demişim. 5 dakika sonra babam aramış hastaneden. "Geliyorum" demiş. Sesinden anlamış annem annesinin öldüğünü. 1 saat sonra geldiğinde kapıda gördüğü an yere yıkılmış(hatta o anı hatırlıyorum ben). Yıkılış o yıkılış. Zaten başlangıç safhasında olan MS tam anlamıyla yakalamış Sarin'i...tekerlekli sandalyeye mahkum etmiş.
Mert adamla 2 Ocak'ta tanıştım. Onu hep anneannemin bana gönderdiğini düşündüm. Severim böyle absürd düşünceleri. Bir tür güç veriyor bana:).
Annem 18 Ocak'ta öldü. Öncesindeki 1 hafta hastaydı hep. Aslında grip olmuştu ama, onun durumunda çok daha etkili oluyordu işte. Son 1-2 gün herhangi bir tedavi almak istemedi. Vaktinin geldiğini hissetmişti galiba. Ölüm yılı olan 1995'ten beri her 18 Ocak'ın öncesindeki hafta bir garip hissettim kendimi. Genlerime işlemişti işte o dönemin travması. Ama 2009 yılında geçti o his. 14 Ocak'ta Deniz doğdu. Onu da annemin o zamanda gönderdiğine inandım:). Hala teşekkürlerimi sunarım kendisine.
Monet'nin "Gelincik Tarlası" annemin en sevdiği tabloydu. Bir kopyası odasında asılı duruyordu. O öldükten sonra da ben devraldım o tabloyu, halen ofiste. 2001 yılının 18 Ocak'ında, o zamanki GlaxoWellcome'ın Bursa ofisinde mülakattaydım. Telefonum çaldı, o zamanki direktörüm arayıp terfi ettiğimi söyledi. Kafamı kaldırdığımda, toplantı odasının duvarında Gelincik Tarlasıyla karşılaştım. Ne diyeyim, annem orada gibi hissettim:).
Dün facebook'ta "Ne çok Oğlak burcu arkadaşım varmış" yazdım...hakikaten de öyle. Ocak ayında beni çok çeken birşeyler var. O zaman, Ocak'ta doğan, tanışan, evlenen, boşanan ve hatta ölen herkese benden selam olsun.
Bu da böyle bir yazı olsun. Biraz hayat gibi...karmakarışık.
1anda
![]() |
| Annem ve anneannem...önlerinde tekel birasıyla. Şerefinize hanımlar:) |
6 Mayıs 2011 Cuma
Sarin'in kızı olmak - Deniz'in annesi olmak
Anneler gününe 2 gün kaldı.
Öyleyse bir Sarin (annem) post'unun zamanı gelmiş demektir.
Sarin'in kızı olmak ne demekti derseniz, heralde en en en başta çok eğlenmek demekti! Yaşayanlar bilir, bizim Kalamış'taki evde anahtar kapının üstünde dururdu her daim, isteyen kapıyı açıp "Sarin abla"ya gelirdi. Evden insan, kahkaha, sohbet, çoluk çocuk, curcuna eksik olmazdı. Mutlaka fazladan yemek pişerdi, gelen mutlaka ağırlanırdı. Yemek yoksa da Sarin zaten sokardı insanları mutfağa, kendin pişir kendin ye durumu olurdu. Kimse alınmaz gocunmazdı. Orası, öyle bir evdi.
Büyük sorumluluktu Sarin'le yaşamak; bir kere hiçbirşeyden şikayet edemezdiniz. Kadın 27 yaşında MS'e yakalanmış da gıkı çıkmamış, size mi düştü şikayetçi olmak! Herşeyin bir çözümü vardı, yoktuysa da herşey insanlar içindi. Arkadaşlarınızla konuşurdunuz, kendi kendinize konuşurdunuz, ağlardınız sızlanırdınız ama öyle ya da böyle çözerdiniz derdinizi. Şikayeti olanlara Sarin'in kapısı hep açıktı - ama çözümü de yanında getirmek kaydıyla. Ağlaklığa tahammül yoktu yani:)) Kendisi İstiklal Marşı okunsa ağlayan nesildendi, ama o sayılmazdı!
Her işini kendi yapan çocuk en süper çocuktu Sarin için. Çocuk dediğine düdük kadarken okuma yazma, yabancı dil filan öğretilecek ki kendini çabuk kurtarsın!:)))) Çocuk dediğin hem büyümüş de küçülmüş olmayacak, ama hem de kendi kendine yetmeyi çabuk öğrenecek. Dersini de çalışacak, sporunu da yapacak, geyiğini de eksik etmeyecek. Çocuk gibi çocuk olacak, ama sorumluluklarını bilecek, yeri geldiğinde itirazını da yapacak. Yılmayacak ama yıldırmayacak.
Sarin'in kızı olmak Deniz'in annesi olmaya hazırlamış meğerse beni, yaşarken pek anlamamıştım. Her normal genç kız gibi "büyüyünce anneme benzemeyeceğim" diye yeminler de etmiştim, ne salakmışım. Meğerse Sarin'in kızı olmak Deniz'in annesi olmak için ne faydalı bir hazırlıkmış, şimdi farkediyorum. Bazen Deniz'le konuşurken annemi duyuyor gibi oluyorum, bir dinliyorum ki kendi sesim! Ona göre biraz daha sakinim, biraz daha sabırlıyım (eh, baba etkisi!), ama çok benziyorum işte.
Anneler günün şimdiden kutlu olsun Nonna Sarin...Pazar günü bahçene geleceğiz.
1anda
Öyleyse bir Sarin (annem) post'unun zamanı gelmiş demektir.
Sarin'in kızı olmak ne demekti derseniz, heralde en en en başta çok eğlenmek demekti! Yaşayanlar bilir, bizim Kalamış'taki evde anahtar kapının üstünde dururdu her daim, isteyen kapıyı açıp "Sarin abla"ya gelirdi. Evden insan, kahkaha, sohbet, çoluk çocuk, curcuna eksik olmazdı. Mutlaka fazladan yemek pişerdi, gelen mutlaka ağırlanırdı. Yemek yoksa da Sarin zaten sokardı insanları mutfağa, kendin pişir kendin ye durumu olurdu. Kimse alınmaz gocunmazdı. Orası, öyle bir evdi.
Büyük sorumluluktu Sarin'le yaşamak; bir kere hiçbirşeyden şikayet edemezdiniz. Kadın 27 yaşında MS'e yakalanmış da gıkı çıkmamış, size mi düştü şikayetçi olmak! Herşeyin bir çözümü vardı, yoktuysa da herşey insanlar içindi. Arkadaşlarınızla konuşurdunuz, kendi kendinize konuşurdunuz, ağlardınız sızlanırdınız ama öyle ya da böyle çözerdiniz derdinizi. Şikayeti olanlara Sarin'in kapısı hep açıktı - ama çözümü de yanında getirmek kaydıyla. Ağlaklığa tahammül yoktu yani:)) Kendisi İstiklal Marşı okunsa ağlayan nesildendi, ama o sayılmazdı!
Her işini kendi yapan çocuk en süper çocuktu Sarin için. Çocuk dediğine düdük kadarken okuma yazma, yabancı dil filan öğretilecek ki kendini çabuk kurtarsın!:)))) Çocuk dediğin hem büyümüş de küçülmüş olmayacak, ama hem de kendi kendine yetmeyi çabuk öğrenecek. Dersini de çalışacak, sporunu da yapacak, geyiğini de eksik etmeyecek. Çocuk gibi çocuk olacak, ama sorumluluklarını bilecek, yeri geldiğinde itirazını da yapacak. Yılmayacak ama yıldırmayacak.
Sarin'in kızı olmak Deniz'in annesi olmaya hazırlamış meğerse beni, yaşarken pek anlamamıştım. Her normal genç kız gibi "büyüyünce anneme benzemeyeceğim" diye yeminler de etmiştim, ne salakmışım. Meğerse Sarin'in kızı olmak Deniz'in annesi olmak için ne faydalı bir hazırlıkmış, şimdi farkediyorum. Bazen Deniz'le konuşurken annemi duyuyor gibi oluyorum, bir dinliyorum ki kendi sesim! Ona göre biraz daha sakinim, biraz daha sabırlıyım (eh, baba etkisi!), ama çok benziyorum işte.
Anneler günün şimdiden kutlu olsun Nonna Sarin...Pazar günü bahçene geleceğiz.
1anda
23 Aralık 2010 Perşembe
Bir anda anne oldum...ve herşey yerine oturdu.
Nisan 1974, Biranda 2 yaşına geliyor
Kasım 2010, Deniz 2 yaşına geliyor 3,5 yaşından beri günlük tutuyorum. Bu günlükleri bir gün herkesin görebileceği şekilde yazacağımı hiç düşünmemiştim...ama anne oldum ya, o da oldu işte!
"Caro Diario" diye başlardı küçükken günlüklerim:-) Yine öyle başlayalım bakalım. Günlük işinde eskiyim ama, bu blog işinde yeniyim, yüzüme gözüme bulaştırmam inşallah!Caro Diario,
ne zamandır seni çok boşladım, biliyorum, kusura bakma. Güzel haberlerim var, anne oldum ben. Hayatım değişti. Hayatım yerine oturdu. Hayatım hayat oldu. Deniz dolu, mis kokulu bir ailem oldu.
Sen görmeyeli çok değiştim. Duruldum bir kere; 12 yıldır aynı işyerine gidip geliyorum mesela (maşallah diyelim tabii..hatta bundan sonraki herşeyin tepesinde bi nazarlık duruyor varsay)! Tamı tamına 6 yıl önce, bir kış Pazar'ında tanıştığım ve anında aşık olduğum adamla 4,5 yıl önce evlendim. 2 yıl önce de Deniz'im doğdu...hem de annesi gibi, 1 anda! İşte sana bu sanal ortamdan yazma kararım da Deniz'in 2. yaşgününe yaklaştığımız şu günlerde onun aramıza katılma macerasından hayat macerasına türlü konularda içimi açmak, içimi dökmek, son moda tabirle "paylaşımlarda bulunmak" için.
Selam eder, gözlerinden öperim.
1anda
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


